13 Temmuz 2017 Perşembe

Kendimle Randevum ve Sade Yaşam




Evde yalnız olup, kendiyle buluşma fantezisi nedir?
Sabahtan beri, akşam olsa da yalnız kalabilsem bekleyişi içindeydim. Ev erkeği bu akşam takılmacalarda, ev çocuğuna öğle uykusunu yeniden kestiğimden beri yine 20:00 sızış durumlarında. Önce koca çay demledim, güzel bir zeytin ezmeli tam buğday ekmeği, üzerine peynir- domates partisi yaptım. Kendime çıkma teklifi edebilirim, o derece zevk alıyorum bu vakitlerden.

Kitap okumayı planlıyordum ancak şöyle bir bloglara göz atayım önce derken ŞU BLOGU keşfetmek, tüm planlarımı değiştirdi. Bir kere yazım tarzının lezzeti bile tek başına okunmayı hak ediyor. Fakat burada kişinin kendine iç yolculuğu atmosferi ve anlamlı yaşam trick'lerinin iddiasız anlatımı, beni gömdü. Tüm akşamı buraya yatırdım ve kendimi 'açılmış' hissediyorum. Zinde bir his bu.

Nedenini nasıl açıklayabilirim bilemiyorum. Elbette, bloğun iki yazarının da şahane kalemlerinin olması ya da çok şiddetli farkındalık düzeyinde olmaları olayın öznesi olsa da, benim heyecanım başka sebepten. Şöyle anlatayım:

Son günlerde o kadar güzel şeyler biriktirdim ki içimde, zihnimde. Müthiş çıkarımlar ve aydınlanmalar yaşadım. Kendimi bu kadar kararlı, cesur, özgüvenli hissettiğim bir dönemim daha olmamıştı. Güzel adımlar attım, karşılıklar aldım. Hani tam altını çizdiğim satırlarındayım hayatımın, öyle açıklasam iyi olur.

Fakat gel gör ki bu bir şeyi çözmüyor. Aksine karmaşıklaştırıyor. Karmaşık. Doğru ifade oldu bak bu. Belki ne yapmaman gerektiğini biliyorsun, artık kim olmadığını ve neyi istemediğini çözmüşsün, nihayet kendine dürüst olmuşsun. Ama bu sefer de yapmak istediğin, sıraya koyduğun, sana iyi geleceğinden emin olduğun eylemler arasında seçim yaparken (organize ederken) günün-haftan-ayın, kısacası hayatın karman çorman oluyor. Zevk alayım derken yoruluyorsun, fayda bulayım derken zorlanıyorsun, kazanç sağlayım derken başka şeyden zarar ediyorsun.

Tatile ihtiyacın var, nihayet harika bir program yapıyorsun, tüm hazırlıklar tamam ve yola çıkıyorsun diye düşün. İçindeki o harika heyecan. Ve ilk gün, mükemmel olmasına odaklandığın o gün, kararsızlıklar, rehberin yanlış yönlendirmeleri, herkes burada çok eğlenmiş ben de eğlenmeliyim zorlanmaları, yavaşlamak için geldiğin yerde hiçbir şeyi kaçırmamak uğruna hızlı ve derinliksiz plan yapman, nasılsa beleş diye açık büfede tıkınmanın bokunu çıkarman, seni tatilin sonunda dinlendireceğine sadece 'yorgun' hissettiriyor. İşte bu tam doğru bir örnek oldu.

Bu sebeple bazen bir durup anlamak gerekiyor. Ya hacı ben iyi bir yoldayım, doğru yerdeyim, sorun ne, neden hep yorgun ve telaşlıyım? İşte ben de bu akşam diplerine daldığım bu iki kadın yazardan olay bir buluşla çıkıverdim.

Abiii, benim kafamdaki yapılacaklar listesi, 'yapamadıklarım ama mutlaka yapmam gerekenler' listesine dönüştükçe kendimi ökkeş gibi hissediyorum? Ne tamamladığım şeylerden keyif alıyorum ne de sıradaki iş için beklediğim gibi şevk duyuyorum. Hep bi otobüsü kaçırıyormuşum duygusu. Fakat böyle olmaması gerekirdi, isteyerek ve planlayarak başlamıştım, ayrıca benim için bu işi tamamlamanın değeri çok büyüktü.

Yapılamayan işler çoğaldıkça, yapılan işlerin böğrümde beklediğim o gevşeme duygusunu salacağına, beni 'yeterli değilsin dostum, olmadı tam' çimdiklemesiyle rahatsız ettiğini şimdi anlıyorum.

Peki anladım da noldu? Söyliyim. Şuan içimde Mevlanalar dans ediyor. Aybolcak ama sessiz ama derin bir gaz çıkarma eylemine çok benziyor bu rahatlama. Yapılmayanlar listemde beni kırbaçlayan fakat bu akşam itibariyle s.ktir ettiğim görevlerden biri:
-Okunmayı bekleyen dergiler, üzerlerinde katmanla toz yapmış haldeler ve yarın elden çıkarılmak üzere bu evi terk ediyorlar (olay bir rahatlama)

Bunun gibi minik minik bir sürü maddeyle, insan beyninin ne hale gelebileceğini düşünün. Bu maddelerden vazgeçmek tembellik sayılmıyor. Aklın yükünü hafifletmesi ve kendini darağacından kurtarıvermesi oluyor. Bu liste genişletilebilir; Belki veremediğin o 3 kilo senin ideal formundur, kendini zorlamak sadece vakit kaybıdır. Ya da her gün düzenli yoga yapmak tarzın değildir, belki sen bisiklet insanısın, senin hareketin de budur.

Gelin kendimize kıymayak. Yarından itibaren yapılmayanlar çuvalını bir caminin önüne bırakıp kaçak. Gerçekten yapılabilirliği olanlarla kıymetli günlere uyanak.

O zaman sıradaki arşiv yazısı sana gelsin. Sade Yaşamak'tan geliyor:

'Peki Siz Hep Böyle mi Yaşıyorsunuz?'

gurban olduğumun kelimesi: 'boş'


9 yorum:

  1. Ne güzel yakalamışsın yine..gerçekten olduğumuz kişiye ve gerçekten yapmamız gerekenlere öncelik vermeliyiz...Üni. sınavına adım adım gittiğim yılda tavsiyene uyup Japonca çalışamama vicdan azabımı caminin önüne bırakıp kaçıyorum :'D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uni sınavı ayrı bir dünya Anılkom. Onun uğruna kendini ne kadar hafifletsen fayda sankilim. Uni seneleri gelince donat kendini dilediğince, at sür keyfince. Sırf bu senenin hatrına rötar olabilir derim.

      Sil
  2. Evimi toplayamıyorum. Yapamıyorum. Bir buçuk senelik evli ev hayatım, öncesinde de dört senelik bekar ev hayatım var ve ben evli olduğumdan beri oturduğum ev gün güzü görmedi.

    Daha az önce çemkirdim ben de blogda nabıcaaaamm, yabamıyoruuumm diye, ama cidden ben ev meselesini yapılamayan ve çöpe atılması gerekenler listesine alamıyorum. Alamam da galiba, ya da ne bileyim, sen olsan napardın?

    O blogu aylar önce keşfetmiş ve sadeleşmek konusunda evdeki çerçöple yüz yüze gelince la ben bunlardan nasıl kurtulurum daha yeni de aldık triplerine girmiştim. Dün annem diyor ki "Sana elbise aldım, İzmir'e gelirken yanında kıyafet getirme." normalde insan sevinir mutlu olur ben "Yeaa ütülenecek yeni çaputlar mı, haaayyyııırrr!" diye içime kaçtım.

    Her şeyi atsam, satsam, boşaltsam rahatlarmışım gibi geliyor ama kıyamıyorum da ya o eşyalar gittikten sonra çok üzülür pişman olur, onlara muhtaç kalırsam diye düşünüyorum. Yeni şeyler satın almak istemiyorum ama bazen de "Ayy bu çık gizil." deyip bir anda o şeyi evde bulabiliyorum. Sonra da dağınıklıkla başa çıkamıyorum.

    Nasıl ama, kafalar onyüzbinmilyon baloncuk... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geliyorum ziyarete yazını az sonra. O konuda diceklerim var.

      Sil
  3. Şahane ozetlemissin...kafamizin ici görevler mezarlığı resmen, bazen yetisemedigimiz bazen sira gelene kadar yapmaktan sogudugumuz bazen de korkup vazgectigimiz görevleri derine derine gommusuz gibi. Sonra alakasiz zamanlarda hortluyorlar, al basina belayi... Iyi ayiklamak bazilarini kurtarip bazilarina okuyup ufleyip vazgecmek gerek. Uzun uzun dusuniciiimmm bunlari, teşekkür:*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mızmız!

      Linkini paylaştığım bloğa da mutlaka bak, çok berrak olcak kafan. Mezarlık ne isabetli ifade. Kaç bin yüz konuya vakıf olabilirim ki? Koy bi çay yau.

      Sil
    2. Baktimm bakmaz miyimmm :) ben de aksam olmasini bekliyorum ki tek gozum yavruda olmadan anlayarak okuyabileyim:)heyecan yaptim

      Sil
  4. cami önüne bırakıp kaçmak :D kahve'm alemsin!!!
    ne zaman istersen bize konu öner, yaralı parmağa işeyelim. hayatın sırrını vereceğimizden değil tabi ama kendimizi işe yaramış hissedelim :)

    YanıtlaSil
  5. Blog önerisi için çok teşekkürler.Benim gibi karman çorman ,bir türlü plan program insanı olmayan birine çok iyi geliyor bu bloglar.
    Bu arada çalışma hayatına şimdilik es verdikten sonraki yeni fikirlerini büyük bir heyecanla bekliyorum:)

    YanıtlaSil

Laf.

Kesin bir dille açıklıyorum. Bir şeyi yapmak değil, yapar görünmek de çok tatlı. Muzun olgun hali gibi. Tadı var. Mesela basketbol oyunc...