29 Temmuz 2017 Cumartesi

Kreş Öncesi Silahlanmak


Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence.

Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla kendimin hızlandırılmış programına ayar çekeceğim.

Ev çocuğum, okulunun(yeni kreş) demosunu iyi tamamladı. Pazartesi itibariyle, tam gün kreşe geçiyor. Her ne olursa olsun, isterse dünyanın en kusursuz kreşi olsun, yine de kreş fikrini sevmiyorum- sevmeyeceğim. Ne olmalıydı, çalışan ebeveynlerin çocuklarına ne yapılmalıydı, tam 12'den cevaplayabileceğim bir önerim yok. Kreş, benim için kümesten farksız. Montessori yemini etmiş de olsa, yüzünü batıya dönmüş de olsa, tüm gıdasını buram buram köy kokan malzemeden de yapsa, sabah 8 akşam 7 bir çocuğun kreşte bulunması, dev bir hıdırlık.

Neysııh.
Oturup sisteme balgam atmıyım akşam akşam. İş öncesi, tam gün kreşe günler kala, hafiften bazı hazırlıklara başladım. Bunları paylaşmak istiyorum.

Geçen yıl direnip, karşı olduğum takviye meselesinde, bu sene gayet erotik davrandım. Eczaneden koştum, ev çocuğu için probiyotik aldım. Bir de beta-glukan içeren bir şurup. Çok tartışmaya açık konular, farkındayım. Gözümü kararttım ve aldım abi. Geçen sene kreşte bulunduğu süre boyunca sıpalinin burnu durmadı. Çocuğumu kokusundan değil öksürüğünden tanıyacak hale geldim. Kreş bittiği anda, hastalıklardan eser kalmadı. Nabıcaz be Kamil? Anamız .ikildi. Çocuk pıstı. Bu sene topladım bağışıklık güçlendiricileri, bekliyorum.

Başka neler yapıcam?
  • Evde bol sıvı tüketimine dikkat edicem.
  • Dengeli beslenmesine özen göstericem. Bunun için buzluğa atmaya başladım taze sebzeleri.
  • Mutlaka başrollerden yardımlar alıcam; örneğin zencefil, örneğin sarımsak.
  • Uyku konusunda disiplini elden bırakmıycam, o konuda iyi depolanması önemli.
  • Sabah kahvaltılarını erkenden uyanıp, evde benimle yapmasını sağlayacağım. Okulda üzerine cila atar, çok isterse.
  • Şekerden yine uzak tutucam, çünkü şeker maalesef yardımcı oluyor hasta olmasına. Zaten son iki aydır, dondurmanın mokunu çıkardı, yeterli bu ona.
  • Evde yoğurt mayalamaya yeniden başlıycam.
  • İnek sütü yerine keçi sütü alıcam yeniden.

Başka da yapacak bir şey yok. Çünkü ben ev çocuğunun yollarına avokado da döksem, o virüsler her koşulda tanrı misafiri. Şansıma annemle aynı şehirde yaşıyorum. Çok ciddi hastalandığı durumlarda, ondan yardım alabiliyorum.

Kreşte hasta olmak başlığı altında yüzyıllardır iki görüş başı çekiyor.

Birinci görüş:

'Olsun, küçük yaşta hastalıklarla tanışsın ki, ileride sapasağlam olsun'

İkinci görüş:

'Yazık. Daha çok küçük ve savunmasız. Kreşte gereksiz yere yıpranıyor'

Tüm bu görüşlere, halkın genel tesellisi ise 'hastalanacağı varsa hastalanır' şeklinde. Bence de öyle. Fakat yine de yapılabilecek şeyler varsa, denemeli.

Örneğin çocuk sık terliyorsa, bu konuda kreş bilgilendirilmeli. Ona göre üst baş kontrolü sağlanabilir. Su içmeyi unutuyorsa, burnu aktığında kendi temizleyemiyorsa, yemeklerde fazlaca kötü karbonhidrat tüketiyorsa ve bu çocuğun genel sağlık durumuna iyi gelmiyorsa vs vs.
Kreşte vakit geçirirken, çocuğun yaşayabileceği ve yardım almayı düşünemeyeceği tüm detayları, bir sapık gibi düşünüp, görüşmek lazım.

Ha adınız 'pimpirikli ana' olabilir, bence mahsuru yok.

Çözülmesi zor ve ciddi sağlık sorunlarının dışında; bu şekilde olağan ve 'kolay' denilebilecek sıkıntılar yaşarken, genel hayat kalitesini düşürmemesi adına, ben bu sene bunları yapmayı planlıyorum. Neye niyet neye kısmet evladım.

Not 1: Bu arada, elektrik faturası geldi. Klima hiç de korktuğum gibi elektriği gömmemiş ya? Kıbrıs'ta 2014'te 630 TL ödemiştik mesela, hiç unutmam. Klima imzalı. Burada sonsuzca çalıştıran bir beygile rağmen 163 TL geldi. Buna içerim yemin ederim. Ben min. 800 TL bekliyordum, yahu? Hayır klimayı çok çekiştirdim bu topraklardan, bu gelişmeyi yazmak istedim.

Not 2: Tanıdığım en cool gebe'nin önerdiği gibi, sadomazo kelimesi konusunda bir daha hiç çıt çıkarmayarak, ev çocuğunun zihninde 'eternalsunshineofthespotlessmind' etkisi yaratmayı başardık. Parmak emme alışkanlığında da aynı bereketi bekliyorum.

Yarın için datlı bir Pazar kahvesi diliyorum.




28 Temmuz 2017 Cuma

Sadomazo


Çok saçma bir günden selamlar.

Sabah ev çocuğunu okula bırakmak için hazırlanıyordum, bir baktım bizimki yapbozun başında 'sadoo mazooo' diyerek oynuyor. 3,5 yaşında çocuğundan sadomazo ifadesini duyan bir anne napar?

Ben direkt ev erkeğine döndüm. Ne alaka şimdi bu laf, dedim. Çünkü bizim evde böyle saçma geyiklerin en büyük yaratıcısı ev erkeği.

Mesela topla atış yapıyor diyelim, kendince bi kelime bulur ve onu kendine efekt yapar. Hatırlattı. Bundan haftalar önce 'sadomazoooo' diye basket atıyor, ben de tıslayarak gülüyordum. Hani tam sıçrayıp, topu potadan geçirme hamlesi sırasında. Yanımızdaki ev çocuğu da boş durmamış, elbette bu kelimeyi kaydetmiş. O anda sorun olmaz, anlamaz sanıyorsun, ama sürpriiiz, çocuğunun dil dağarcığı sen farkında olmadan 'meme' yapmış bile.

Çocuğun yanında böyle kelimelerle şaka yaparak ilk hatayı yapmış olduk.
İkinci hata ise bu sabah bu kelime yüzünden tartışma yaratmam oldu.

'Nasıl dikkat etmezsin çocuğun yanında bu lafın şakası yapılır mı? Okulda kullansa, ne düşünürler, olay olur be olay. Sosyal sorumluluk kampanyası başlatırlar hakkımızda'

Biz iki yetişkin(!) bunu tartışırken, ev çocuğu sessizce yapbozuna devam ediyordu.

Üçüncü hatam gecikmedi:
Oğlum güzel değil o kelime, kullanma.

Tahmin edin noldu. Okula gitmek için evden çıktık, ev çocuğu sokağa iner inmez, 'sadooomazoooo' diye dünyaya bağırmaya başladı. Ve gülüyor. Çok gülüyor. Şok oldum. Kısacık bi an tutamadım, ben de güldüm. Sonra toparlandım ve sinirli durmaya çalışarak; 'lütfen oğlum kullanmayalım o kelimeyi' dedim. Daha da çoğaltacağını bile bile.

İşte kötü ebeveynlik örneği nasıl olur okudunuz.

Okulda öğretmenine, açıkladım. Bizden duydu, babasıyla bir karikatürü konuşuyorduk diye ufaktan yalan attım. Baba figürünün espiri anlayışını açıklayacak gücü bulamadım kendimde. Hayır son haftalarda 'Süleyman bu topu sana gönderiyorum, bu topu kabul et' diye bir geyik türetmişlerdi. Aşırı saçmaydı ama insan içine çıkılamaz hali yok diye bişey dememiştim. Buna da demesem bu kadar sivrilmezdi.

Bu konuda çok tartışıyoruz evde. Mesela şu orman şarkısını şöyle söylüyor:

Gel sen burda derdi unut,
Orman ne güzel ne güzel yerine...

Gel sen burda hakkı bulut
Orman ne güzel ne güzel diyor.

Ben de sinirleniyorum. Çünkü bu çocuk hakkı bulut espirisinden anlamıyor. Doğrusu öyle sanıyor. Ev erkeğine göre ise çocuk bu sayede yaratıcı olacakmış. Tamam, bizim ilişkimiz genelde mal kelime espirileri üzerinden gelişti. En çok bunlara kopardık eğlenirdik. Fakat bebe varken, aynı müfredatı sürdürmek demek, dil gelişimi abuk bir çocuk demek.

Abartıyo muyum?

Gerçekten sinirliyim ve bunun bu sabah regl olmamla hiç ilgisi yok. Valla da yok.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Laf.


Kesin bir dille açıklıyorum.

Bir şeyi yapmak değil, yapar görünmek de çok tatlı. Muzun olgun hali gibi. Tadı var. Mesela basketbol oyuncusu değilsin ama niyetin var. 'Ben basketbol öğrenicem' diye ortamlarda resmi duyurunu yapıyorsun. O ne tatlı histir, yaşadın mı? Mesela en son ben davul öğrenicem dedim, bir arkadaşa. Kolaymış ya, ev erkeğiyle stüdyoya gidicez, bana temel şeyleri göstericek, dedim. Öyle konuşmuştuk üç gün önce. Ben alacalı bulacalı sevinmiştim. Şimdi bu plan gayet 'unutulanlar listesine' girdi bile. Fakat ben bateri çalıcam diye hayalimde kurgulamış, tatminimi olmuşum zaten. Şu kısacık ömürde, daha nasıl kar edeyim?

➞Dövme yaptırıcam, na bak şuraya, şöyle bişi.. demek de tatmin yaratıyor.
➞Tatil için fiyat sormak iyi geliyor.
➞Alışveriş sitelerine girip favoriye almak da fena bir his değil.
➞Zengin olduğunda o parayla neler yapacağını bir bir hesaplamak ve hatta bazen o paradan akrabalara verip vermemek konusunda kararsız kalmak bile çok eğlenceli.
çok para halays


***

Türklerin tatil anlayışını inceledim. Zaten İskoçların inceleyecek değilim. Etrafımda malzeme neyse, o. Kendilerine müthiş akraba-tatil lokasyonu belirliyorlar. Babamlar tatile çıkmış. Tam 6 ayrı nokta, hepsinde de kalacak bir akraba bulmuşlar anasını satayım. Hayır koskoca instagram çağında gızları var, bu kız nerden beslenecek. Şaka şaka, tabi ki de akrabalar harikadır. Hele sabah kahvaltı hazırlanırken erkeklerin gündemi tartışması, kadınların sofrayı kurması, evin gençlerinin de uykudan yeni kalkmış halde koltukta saygılı ama mayışık şekilde oturması var ya, işte o denizden sonra tüm akrabaların duş sırası için koridorda beklemesinin hazzıyla yarışır.
1+1 yazlığa sığmaya çalışan akrabaların yaz sevinci


***

Derledi ya 21 gün. Sonra dediler 40 gün. Bir alışkanlıktan kurtulmak ya da birine alışmak için gereken süre. Onu sonra düzelttiler. Google'da 'facts about habits' diye aratınca, en bilimsel sürenin 66 gün olduğu söyleniyor. Her alışkanlık için farklı bir süre varmış. Örneğin yalancılık huyun var diyelim, 122 gün filan sürebiliyormuş ondan kurtulması. Ya da çalışırken antep fıstığı yeme bağımlılığın var (örneklerimin sınırları zorlaması), o da 38 gün filan sürebilirmiş. Fakat genel bir ortalamasını almışlar, 66 gün çıkmış ortaya. İngilizcesi olan varsa ya da ingilizce bilen akrabası olan, hemen baksın. Akraba mühim.
Bismil atmışaltı güne..


***

Bu bloğu günlük notlar düşmek için açmıştım. Taslaklar bölümünde çalıştığım uzun yazılarla ilgim olmasın diye. Zaten bende uzun yazma, uzun okuma sabrı yok. Bu konuda gerçek bir kıroyum. Düşündüm, her gün böyle not almanın bende yarattığı hoş bir his oluyor. Günlük kahve keyfini böyle aradan çıkarıyorum. Dilerim ki Pazartesi başlayacak olan iş tempomla da aralarda notlarımı düşeyim. Sesli de ekliyim, okumayan- benim gibi üşenen ordan takip etsin. Tabi bunlar hep neye niyet, neye kısmet evladım.




26 Temmuz 2017 Çarşamba

Kafamı Dillendiriyorum





Bir keşif.

Canını sıktığın bir şeyi ele al. Toplam kaç saat sürüyor, genelde?
Benim ortalama 15 saat filan aktif sürüyor. Bir şeye canımı sıkma sürem.

Sonunda geldiğim final hep şöyle: 'Amaan koy dötüne gitsin'.

Madem geldiğim adres hep aynı, saatlerle oynayamıyor muyuz? Daha erken gelsem şu rahatlama noktasına. Neden bütün günümü yedim? 40 dakika canımı sıksam ve belli teknikler olsa o anda, hemen 'ana bakış açısını' kavrayabilsem ve 'aman koyveer' diyiversem 14 saat daha erken. Tasarruf etsem.

***

Bir ortamda genel çabam, akıcı muhabbet yönünde. Bu yüzden hep çok soru sorarım. Bu benim imdat çığlıklarımdır. Çünkü belli ki o muhabbet gitmiyor. Konuşturmaya çalışıyorum karşıyı. Etrafı incele, incele nereye kadar. Karşımdakinin telefonda mesajlaşmasını bekle bekle nereye kadar. Biraların etiketleri yol yol nereye kadar. Hayır cinsellikle sorunum yok. Muhabbette boşalamamakla sorunum var. Sohbet orgazmı hepimizi terapilerden kurtarır. Haksızsam haksızsın de.

***

Çocuğumu bu aralar it gibi seviyorum. Sarılsam kollarım o kadar uzun değil. Öpsem yetmez. Hayır bir de kaçıyor sıpa. Kafasını ellerimle kavrayıp, gözlerine yaklaşıp 'seni çoook seviyorum çok, anlıyor musun beni hı, duyuyor musun' diyorum. Bir şeyle ilgileniyor genelde ve 'ben de seviyorum anne' diyor. Kısa kes vurgulu. Günlük her işimi bir köşeye bırakıp, oturup oğlumu sevmek istiyorum. Öyle bir sevmeyle meşgulüm ki, onunla oyun oynayacak halde değilim, o derece. Sevmekten vakit bulamıyorum. İşte bu benim regl öncesi halimdi.

Geçen yıkıycam yavruyu, duşa çağırdım, koş kilodunu çıkar hadiii, dedim. Çıkarıp atmış salonun bir köşesine. Günler sonra gördüm onu köşede kıvrılmış. İnsan o kilodun çıkarılmış haline bile mi sempati besler regl öncesiyken.
Bu arada kilot mu külot mu?

***

Bazen bana şöyle diyen oluyor:
'Aa sen evli miydin bir de?'
Bu sorunun tınısında hafif daşak geçme var, hissedilir şekilde. Evet, evliyim çocuk da var, diyorum. Öheh koptum diyolar?
Pardon genç gösteriyorsun değil bakın.
Bu farklı.
Genelde evlenmeye değer verdiği belli olan hatun gızlarımızdan alıyorum bu yorumu bak. Hadi canım şu halinle onu mu başardın gibisinden.
Abartma deme, yemin ederim.
Bu başıma çok geldi.

***

Yazıları seslendiriyoruz Joe ile artık. Başladık ufaktan. Benim iki önceki yazımda, ilk linki var. Onun da son yazısında ilk linki var.
İlgilenen uğrasın.
Biz devam etmek istiyoruz.

***

Yatiyim bari. Klima altında etlerimi soğutayım.
İyi gece's.

Klimalı odada uyurken ben

Yazının sesini dinlemek için BURAYA tıkla.

25 Temmuz 2017 Salı

Arkadaşıma Mektup: Bebe Büyürken Ben Ne Okudum?

Bebe olaylarında çok yeniysen, hamilelik sana astronotluk kadar yabancıysa, çocuk kitaplarından anladığın sadece Ökkeş serisi ise, o halde, seninle paylaşmak istediğim bir şey var. Arkadaşım hamileliğinin üçüncü ayında sordu. Ne okuyak yahu dedi. Ben de kendimce ebeveynlik dünyasının klasiklerini bir araya getirip, hızlı-kısa bir liste hazırladım. Belki bir yerlerde birilerinin ilk listesi olur bu. Bir çift çizgiyi görenin, başvuracağı kaynak olur. Mide bulantısı başlamış birinin Google'da aratacağı yazarlar olur. Elbette dünyada şuan bile vızır vızır yazılan birçok ebeveynlik, analığa hazırlık, kutsallıkla analık eyleme konulu eserler mevcut. Ben içlerinden 'nutuk' kıvamlı olanları seçtim. Haydi hayırlısı.

Canum,

Önceliklen karnıcığındaki sıpayı selamlar, seni de kucaklarım.

İşalağ çok iyisinizdir, pörfektsinizdir.

Şimcik yavrucum, ben hamileyken hiç okuma filan yapmamıştım. Çünkü okuduğumdan bi pok anlamıyordum. Nesi önemli ki şimdi çocuk uykusunun filan diyordum. Sonra bebe dünyaya gelince, açlar gibin susuzlar gibin kitaplara saldırmamın nedeni, taklaya gelmemdir. Bunu da söyliyim.

Benim o dönemlerde çok işime yarayan bazı yazarlar oldu. Herkes yana yakıla Ayşe Öner'i tavsiye ediyordu ve aldım. Ancak kitabı alıp okumaktansa, şimdilerde Ceyda Düvenci ile yaptığı youtube videolarını izlemen, bence yeterli. 
Youtube kanalının linki: ANNEEE

Gelelim benim taptığım yazarlara. Bir kere çok şeyler öğrendiğim ve bebe büyütürken beni acaip aydınlatan bir yazar Tracy Hogg. Bu hatun bizim bebenin uyku ve günlük rutin alışkanlıkları konusunda bana acaip iyi yol gösterdi. Bence o sayede bizim bebe gayet efendi oldu. Ben de akıl sağlığımı yitirmedim.
Kitap Linki: TRACY

Diğer sevdiğim yazar ise Harvey Karp. Bu adamın bir belgeselini izlemiştik, doğumdan önce. Temeli yenidoğanı sakinleştirme yolları ve ipuçlarına dayanıyor. Daha ileri çağlar için de bazı teknikleri var, 2 yaş sendromu örneğin. Sevdiğim ve bazı durumlarda beni kurtaran altın hileleri vardı herifin.
Kitap Linki: HARVEY

Carlos ise benim bebe beslenmesi konusunda beynimin tüm kıvrımlarını silkeleyen en sevdiğim yazar. Ben 1,5 yaş civarındayken okudum ama hep içimden keşke yeni doğanlığından beri okuyup bilseydim bu adamı dedim. Özellikle emzirmeyle ilgili dev rahatlatıcı bilgiler veriyor. Yedirme içirme konularında rahat anne olabilmemin sebebi bu heriftir.
Kitap Linki: CARLOS

-BONUS-
Şimdi bu kitabı ben okumadım. Ama hep aklımdaydı fikrimdeydi. Türkçeye çevrilmesi bu sene oldu :( Fransız bir yazar. Ya okumadım ama kitapla ilgili her şeyi biliyorum neredeyse. Kadının tarzını, bakış açısını.. Möhteşem olduğuna eminim. Ve okuyan kişide ufuklar açacağına.
Kitap Linki: FIĞANSIZ

Bu kitaplar ilgini çeker mi bilmiyorum ama bence şimdiden alıp okumaya kasma. Ya da al oku, sen bilirsin. İnsan gerçekten tam anlamıyor mevzuyu. Bu kaynaklar bende çok işe yaradı. Fakat Tracy'den hiçbir fayda göremeyen arkadaşım olduğu gibi, Harvey'e gıcık kapan gardaşlar da var. 

Çok çok çok çok öpmeler.


24 Temmuz 2017 Pazartesi

Arayış



Ev çocuğunun yapım çalışmalarına başlamadan 6 ay evvel, sigarayı bırakmıştım. Ev erkeğiyle bıraktık yani. Yoksa evde biri yakar, diğeri bakar, orda 'ver bi fırt' olagelir. Hele sabah kahvaltı hazırlarken, ev erkeğinin hiçbir şey yemeden yaktığı sigaralar yüzünden az mı baştan çıktım? Hem azarlardım hem arzulardım. Sigarayı yani. Ahmet Kaya gibi ağzımdan sigara eksik olmazdı. Beni önümde beliren dumanlar olmadan göremezdiniz. Yolculuklar, bahçe sohbetleri, plaj keyfi, çalışmak, düşünmek, düşünmemek, filmler, müzikler- her şeyi büyülü bir atmosfere çeviriyordu namıssız. Sigara benim yastığım yorganım, her şeyimdi. Baştan uyarayım bu bir başardım notu değil.

Kaç yıl oluyor yani, baya oluyor. 5 yıla yakın bir zamandır ben sigara içmiyorum. İçmem de pek mümkün görünmüyor. Ev erkeği de öyle. Fakat ikimizin arasında büyük fark var onunla. İkimiz de aynı süredir sigara içmiyoruz ancak o kendini bulduğunu söylerken, ben hala kendimi aramaya devam ediyorum.

Krakerlerde arıyorum, bisküvilerde, kuruyemişlerde, bazen abartı sağlıklı beslenme söylemlerinde. O olduğu gibi hayatına devam edebiliyor, bana hala her gün ağzımda döndürecek bir şeyler lazım. O sadece bir kez bırakmayı denedi ve bıraktı. Ben 775. seferimde bırakabildim.

O şimdi sigarayı zihninde hatırlamakta zorlanıyor, ben hala tiryaki.

Yazının sesini dinlemek için ŞU LİNKE tıklayabilirsin.

23 Temmuz 2017 Pazar

Yeniden İş ve İdeal İş Nedir?


İşe başlıyorum haftaya. Aslında, bu gelişme 'artık işverenden maaş almıyım, kendi ekmaamı kendim kazanayım' dediğim aşamada oluştu.

Hayat ne tırıvırı. Sen rest çekince, sana daha iyi seçenekler teklif ediyor. Hemen 'ne vereyim abiime' çekiyor. Sen el pençe divan durunca ise hizmet, vasat. Aslında bazen gerçek olduğun kişi yerine, olmak istediğin insan gibi davranınca, kumar da olsa, kazanıyorsun. Zaten gerçekte olduğun kişi kıvamına da hep bu deneme-yanılmalarla gelmemiş miydin?

Neyse, detayları geçelim. Sonuçta, bir şeylere hayır diye diye, 'uygun' iş bana geldi. Bundan sonrası metro, bundan gayrısı kentkart diyorum. Önceki işimden severek ayrılmıştım, malum. Hatta durumu bir adım arabeske taşıyıp 'yine kavuşacağız senle iş, yine beraber olacağız' diye veda ettiydim. Fazla sürmedi, ertesi hafta biz bu toplantıyı yaptık yeni mekanla. Bir şeyi çağırmak.

Bunca iş tecrübem, ve ardından işsizlik tecrübemle bir ideal iş tanımlaması yapacak, hakkında quote'lar yazacak seviyedeyim sanırım.


İdeal iş nedir?

➤İdeal iş, ideal iş olmadığını öncelikle kabul ettiğin iştir.

➤Maaşı 'çok para almak' kıstasından ayırıp, hayat şartlarını mutlaka kalkındırabildiğin iştir.

➤Leşini çıkarmayan, herkesin tatil yaptığı vakitlerde senin ıssız metroda işe gitmediğin, okulu bile tatil olan bebenden ayrı kalmadığın iştir.

➤Gelişmek istediğin alanda bünyesinde uzmanların bulunduğu iştir.

➤Evine max 30 dakikada ulaşabildiğin iştir.

➤Çalışırken rahatça inisiyatif almak istediğin, o konfor ve güveni bulabildiğin ortamdır.

➤İşverenin iş verdiğini çok çaktırmadan, 'beraber iş halleden' rolünde olduğu iştir.

Bu maddeleri ideal iş tanımını genelleyerek düşündüm. Kendi mağdur olduğum durumları düşünerek listelemedim, çünkü bu maddelerden yalnızca iki-üç tanesiyle sorunum olmuştur sanırım en fazla. Fakat ortalamasını alırsak, ideal iş genel görüntüsüyle bu olmalı. Anneler için ideal iş nasıl olur (küçük bebeli anneler tabi) onu da bi ara yazmak istiyorum. O konuda fantezilerim var <3

Yine kapağı işverene attık ancak, şu kendi ekmaanı kazanma konusunda artık yeni şeylere cüret edebilecek bir ara yüzüm olduğunu hissediyorum. O zaman bi kahve!


22 Temmuz 2017 Cumartesi

İki lafın beli



Birine bütün para uzattığında, karşındaki para üstünü vermeden önce, parayı tutup ufuk hizasına getirerek kontrol ederken yaşanan o sessizlik var ya... İşte o kısa gerilim anı, acaip dürüst bir an. Orada tatava yok. Orada stratejik, politik, ailevi, yalakalık, çıkarcılık, genç gösterme, iltifat etme gibi silahlanmalardan epey uzak, neredeyse meditatif bir doku var. Net, direkt, bödöv diye 'senle ilgisi yok halagızım, sahte mi değil mi görmek bilmek bizim işimiz' rahatlığı, apaçıklığı var. Kimse kimseden kıllanmıyor. İlişkiler de apaçık böyle olsa nasıl olurdu? Belki böyle böyle alınganlığın kökünü kazırdık.


Çocukken yaşadığım en büyük hayal kırıklıklarından biri, çok sevdiğim dizide bir karakterin oyuncusunun değişmesiydi. Bağlandığın biri bu, gidiyor, yerine başka biri geliyor, oymuş gibi yapıyor. Bunu bir çocuğun hoş görmesi çok zor. Sonra büyüdükçe, ilişkilerin de buna benzediğini gördüm. Aslında yaşanan senaryo filan aynı. İlişkiyi sen yaşıyorsun, nasıl farklı olabilir ki? Yeni ilişkide bir önceki oyuncunun adını yanlışlıkla kaç kez söylemişsindir. Bana da başka kız isimleri söylendi. Makul. Çünkü hepimiz aynıyız. Biz bütün sevgililerin adı 'aşkım'. Sen aynı sen oldukça, ilişkinin sorunları, gittiği yer, bazen bitiş şekli bile aynı. Gerçi evliliği ilk kez deneyimliyorum. Oldu ki bir gün taraflara bir soğuma gelir de ayrılırsak ve sonra başkalarıyla yuvalar kurarsak, aynı geç uyanmalara gıcık olacağım garanti.


Anneannem ben bildim bileli çaldırıyor. Tüm tanıdığı herkesi, konuşmak için önce çaldırıyor. Sonra o kişiler anneanneme dönüyor. Ona öyle tembihlemişler. Sen arama anne, biz seni ararız. Ben seni ararım teyze. Anneanne, çaldırdığında ararım ben seni. Bu kadın bir kerecik bile arayamayacak mı? Nolur izin verin, bir kez de o birini arasın. Kefenin cebi yok ki, TeLe'ler de onunla gitsin. Bu kadın istediği an birini niye arayamıyor? Kendince bana kibarlık yapmak isteyen bazı tanışlarım da onları aradığımda beni meşgule atıp, saniyesinde bana geri dönmek gibi anksiyeteli davranışlar yaparlar. Burada ana fikir, sana girmesin yazık. Ben seni arıyorsam, bunu göze alıp arıyorum. Sen dönüp beni ararsan, lafımı kısa kesmek gibi ıkıntılara giriyorum. Çok zor. Benim telefonumu açarsa, o ay yiyecek ekmek bulamayacağım zannediyor olabilir. Şuan telefonumda 499 dakikam var. Bedava. İsteyeni arayabilirim.


Dün gece uyurken klimayı açmaya gerek olmaması sabah yaşam enerjisiyle uyanmama sebep oldu. Bazı bazı terlediğim olmuştu çünkü. Klimanın yaydığı sağlıksız hava, deri yüzeyini donduran rahatsız hissi ve her saat başı faturayı biraz daha şişirmesi gibi nedenlerin hepsi, benim için mutsuzluk. Klima aşırı sıcak havalarda sonsuzca değil, kısım kısım açılmalı. Yataktan ev çocuğunun kibar davetiyle (kulağıma bağırdı) light şekilde kalkıp da salona doğru seğirtince, böğrüme bir serinlik esti. Salonda fil görsem bu kadar şaşırmazdım. Klima açık kalmıştı. Ev erkeği yatmadan önce salondaki klimayı kapatmayı unutmuş. Birden yüreğimi çok derin bir acı kapladı. Yere bağdaş kurup 'ev bütçesini konu alan türkü' bulmaya çalıştım, çığırmak için. Bulamadım.


Şimdi kalkıp çamaşırları toplayıp, dereotlu poğaça hazırlamam lazım. Bugün halk plajında kimbilir ne maceralar yaşayacağum.

Önce bi kahve ile bu post'u paylaşayım dabi.


20 Temmuz 2017 Perşembe

Oğlumun Öpmek İstediğim Davranışları


bakışı öpmek
İnsan evladı, çok emek verdiği her ne ise; köpek, tavşan, hırbo sevgili, aile, ders, iş ya da çocuk- verdiği emeklerle sevgisini pekiştirdiğinden, direkt 'gurban olurum' seviyesine yükseliyor zaten. Çocuktan sonra da aynı formülü kendi adıma yeniden ispatlamış oldum elbette. Fakat bu aralar, davranışından öpesimin geldiği bazı detaylarını not alasım var oğul kuşumun. Unutmaktan korkuyorum be hala gızları. Ne demişler, söz uç yazı kal.

➜Ev çocuğu, oyunlarda başrol olmuyor. Genelde sağ kol oluyor. Örneğin ben lider oluyorum, o da benim her dediğimi yapan Sebastian oluyor. Heidi hikayesinde şu ara en çok Sebastian olmayı seviyor. Benden yani Bayan Rottenmeir'dan Heidi ve Clara'ya karşı yerine getirilecek emirler almak onun için büyük şölen. Masa hazırlarken, yardım etmeyi seviyor olaylarına girmiyim, onu sevmeyen çocuk pek yok. Çocuklar kendilerine görev verilmesinden oldukça keyif alıyorlar ancak anladığım kadarıyla ev çocuğu bu konuda kariyer odaklı. Tatlı ya, yerim.
Sebastian

➜Geçenlerde kötülük yapmak istemiş. Anneme yaklaştı; 'kötülük yapmak istiyorum anane' dedi. Annem de ok hadi yap, dedi. Gitti, salonda duran oyuncak sepetini devirip kaçtı. Ve gerçekten çok mutlu oldu be. Öperim aksiyonunu onun.

➜Dün elimi bırakıp, yola fırladı. Aslında tam yola çıkmadı, kaldırımda frenledi kendini. Fakat ben çok korktum, aniden gelişti ve ayrıca bizim buralarda kaldırım da gayet güvenliksiz, motorlar vs açısından. Sesimi yükselttim, derken arabanın içinden babası da çıktı, o da 'kendi başına yola fırlayamazsın' temalarında, konuştu. Derken yavrum başladı ağlamaya. Kucakladık. Dedim, çok korktum oğlum, yapma bir daha lütfen. Ağlarken, şöyle dedi: 'Hayır yüzün kızgındı, korkmadın, sen kızdıın, zaten canavar da yoktu'. Hıçkırarak ağlıyordu. Ah canım sadece canavar olunca korkarız zannediyor.

➜Hafta sonu dolmuşa binecektik onunla. Onu durağa yerleştirdim, ben ayakta dolmuşları gözetliyorum. Derken emin olamadım, doğru yerde mi bekliyorum diye. Gelen ilk dolmuşa el kaldırıp, yaklaştım, tam kafamı uzatıyordum ki, baktım 'tapa tapa tapa' koşarak endişeyle bana geliyor yavrum. Onu bırakıp gidiyorum sanmış, onu unuttum sanmış. Yüreğimi dağladı bu olay ya, kıyamam. Normalde her şeyi açıklarım aslında, bu kez unutmuşum. Ahh ya.

➜Bu aralar, telefonumdan fotoğraf çekme denemeleri yapıyor. Hoşuma gidiyor, engellemiyorum. Çektiği fotoğrafları gün içinde sık sık kontrol ediyor, izliyor. Telefonum ne idüğü belirsiz karelerle dolu. Onlara bayılıyor. Aslında hepsi çöp ama silmeye kıyamıyorum.
müthiş altın oran


➜Parmak emme alışkanlığına geri döndü. Sordum bir gün, neden yapıyorsun, vazgeçemiyor musun dedim. Anne, ben parmağımı emmiyorum, parmak ağzıma giriyor dedi. Çok çaresiz görünüyordu, canım benim. Gerçekten bağımlılık yaşıyor, hem de en zorlarından... Ne yapacağız, ufukta çözümüm yok.


--

İşte böyle, aklıma bir anda gelenler bunlar oldu. Eminim bunu yayınladığımda daha bin tanesi üşüşecek zihnime. Şimdilik bunlar olsun. Daha devam ederim ben bu not almalara. Şimdi şimdi anlıyorum ki, kendisi henüz karnımda temas kuramadığım bir haldeyken bile, varlığını öpmek istiyormuşum. Adını koyamıyormuşum.
salaş hamile insan gadını


Kahve yerine çay bugün. Sizin de oluyor mu öpme isteği sevdiklerinizin davranışlarından?



19 Temmuz 2017 Çarşamba

Nasıl iyi müzik dinleyicisi olunur? #1



Yüzyıllardır müzik dinliyorum, gel gör ki hala 'iyi vokal' nedir, oturup anlayamıyorum. İlkokulda falandım, annem hastası olduğum Yonca Evcimik için 'cıkkss iyi şarkı söyleyemiyor' dediğinde, 'naptın anne yaa' diye boynumu bükmüştüm. Ebru Gündeş'in 'demir attım yalnızlığa' dediği ilk pop-fantezi yıllarıydı ve pepsi kutusunun içinde biriktirdiğim bozuk paralarla, yine annemin kapısına dayanmıştım. Katiyen öyle müziğin kasetini sana aldırmam diyip, beni reddettiğinde evin bir köşesinde delirmiş taklidi yapıyordum. Bu yöntemler annem gibilerde işe yaramaz. "Onun yerine Türkçe popun şirin hanımları Ajlan-Mine al, daha iyi" diyip, beni evimizin az ilerisindeki kasetçiye gönderdi. Sezen Aksu dinlerdi ama 'sesi iyi değil, yorumlaması güzel' dediğinde ise konuyla ilgili anlayamadığım şeyler döndüğünden iyice şüphelendim. Barış Manço'yu filan da sevmezdi. Zülfü Livaneli eh meh, Burak Kut bet, Tarkan ise sempatikti. Anneme bir türlü müzik beğendiremiyordum.

Adı bende saklı albüm
Kendisi aşırı sıkıcı gevur müziklerini dinler, beni arkadaşlarıma karşı utandırırdı. Diana Ross, George Michael, Prince, Michael Jackson, Madonna vs... Onların yanında müzik açıp dinlediğinden değil; benim annem yabancı müzik dinleyen biri olduğundan, o yaşlarda 'herkesle aynı şeyler yapmanın harika bir şey olduğunu düşündüğüm için' çok utanırdım. Meğerse annem tam bir instagram gızıymış!

Yıllar içinde ben gevur müziğe geçiş yaptım ancak takip ettiğim mevzu yalnızca müziğin tarzı oldu. Hala iyi vokal neye benzer, bilemiyordum. Vokaller arasında dönen gırtlak oyunları, vibratodan yürümeler, çığlık faktörleri, reverb ve delay'ler cennetinde kaybolmak gibi şeylerden bihaberdim. Biraz batılı gibi duran, jazz uzantılı ve blues fonlu tüm rock / raplere kalbim kayıyordu (kıro rock ve kıro rap de dahil)... 30'larımdan sonra grunge ve datlı tonlu metal müzik baştacım oldu. Fakat müzik bu ya, tek bir çeşit değil, hala iyi vokal nedir bilmiyor, sadece kendi dinlediğim vokallerin iyi şarkı söylediğini zannediyordum. Neden ülkemizde Muazzez Abacı, Kibariye ya da Müslüm Gürses denildiğinde 'oo süper ses, şahane ses, usta yorum' denir; duyamıyor-kafamda oturtamıyordum. Abi bu ne ya, dinlenir mi bu ya, gel bak yeni bi grup keşfettim aciyip bişü, diye olaylardan uzuyordum. Fakat yine de içime sinmiyordu tabi. Irkçılık yapmakla aynı. Müzik evrenselse, bu insanlar iyi vokal olarak örnek gösteriliyorsa, ben neden duyamıyordum? Muhtemelen cahillikten.

Örneğin ev erkeğinin de çok taptığı Ronnie James Dio'yu düşünüyorum. Bu herif bu arada klasik rocker işareti var ya hani serçe ve işaret parmağının dikelmesiyle yapılan, onun yaratıcısı : )) İşte bu saygıdeğer ve şuan hayatta olmayan (rest in peace)  müzisyen abümüz, tüm müzik otoritelerinin (türkücüsünden metalcisine) çok başarılı bulduğu bir herif. Peki neye göre, niçin? O şekilde agresif şarkı çığıran diğerlerinden farkı tam olarak ne? Aslında bunu hala bilemiyorum ancak bazı minik şeyleri öğrendim.

Abim be!

Örneğin, meğerse dinlerken aklımızın çıktığı bazı vokaller doğal-üstün yeteneğinden değil, kaliteli tekniğinden öyle. Allah vergisi diye bir şey yok yani aslında müzikte. Yatkınlık var. Çalışarak kusursuzlaştırmak var. Türkiye'de çok moda tabir 'yürekten okudu' ifadesi de koca bir yalan. Onun yerine geniş frekansta, açık ağızla söyledi dersek tam karşılığı olur aslında. Meğer şarkı söylerken kelimelerin gücü de çok önemliymiş. Onlar birer ses giysisi gibi. Ne kadar doğru söylersen, ses de kendini o kadar doğru gösteriyor. Tizlere çıkan bazı şarkıcılar, dinlerken bizi yoruyor. Dinlerken bir bakıyorum karnımı burkmuşum. Rahat çıkamıyorum şarkıcıyla beraber oralara. Fakat bazıları da bizi uçuruyor gibi hissettiriyor. Nefes doluyor için. İşte iyi vokalin farklarından biri. İşçilik buralarda. Detone olmaları filan söylemeye gerek yok zaten. Tüm bu yeni bilgiler arasında beni en çok şaşırtan ergenliğimden beri aşırı bayıldığım kirli seslerin aslında çok sağlıksız stiller olduğu. Ayıbtır söylemesi şarkıcının ağzına zıçıyormuş efenim bu tip kirli, çok sigara içmiş adam stili (eğer doğal değilse). Bu kirli sesle ekmek parası kazanan şarkıcıların bir süre sonra gidip ses teli ameliyatı olması çok bilindik bir şeymiş (bakınız rahmetli Chris Cornell ve Aerosmith'in vokalisti) Nodül aldırma ameliyatı yani. Bu tip kirli sesin doğalı mı olur derseniz, Tom Waits diyorum. Hala kafamı karıştıran bazı şeyler var. Klasik şan tekniğine göre gırtlaklı şarkı söylemek çok yanlışmış. Fakat dünyada hastası olduğumuz tüm şanlı şöhretli vokaller (Christina Aguilera, Sia) gırtlaktan yürüyor? Biz dinleyiciler bu gırtlak olayını çok nefis buluyoruz, bulmuyor muyuz?
ashdgahfgsafgsha

Türkiye'ye bakınca, Nil Karaibrahimgil'in şarkı söyleme aralığı çok dar. Öyle sesini ip gibi yukarılara, aşağılara şırrak diye savuşturmuyor, fakat yine de hoşlanıyoruz. Ee hani iyi ses yoktu, iyi teknik vardı? Kim Nil'den 'çok da şey değil' diye rahatsız olabilir ki, aksine kısacık ses aralığı bile olsa çok olgun tınılar geliyor kulağa, haksız mıyım?
Nil K.'nın ses aralığı sgjagajgfh

Yaani doğru şarkı söyleme kurallarına sadık kalınsaydı, dünyada vokallerin geldiği yer neresi olurdu merak ediyorum. İyi bir müzik dinleyicisi olma yolunda çalışmalarım sürecek. Şimdilik ev çocuğu ile çocuk şarkılarını ağzımı daha çok açarak söylediğimde, daha az zorlandığımı fark etmenin 'araştırmacı gururunu' yaşıyorum.

Not: Gönderdiği ŞAHANE doğum günü hediyesi ile müzik dinlemelerimi şenlendiren cağnım N.'ye buradan kitleler huzurunda 'alla razı ossun evladım' diyorum. Çünkü kulaklık müzik dinlerken her bişeyciktir. İyi bir müzik dinleyicisi olmanın en has takım arkadaşıdır.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Kendimle Randevum ve Sade Yaşam




Evde yalnız olup, kendiyle buluşma fantezisi nedir?
Sabahtan beri, akşam olsa da yalnız kalabilsem bekleyişi içindeydim. Ev erkeği bu akşam takılmacalarda, ev çocuğuna öğle uykusunu yeniden kestiğimden beri yine 20:00 sızış durumlarında. Önce koca çay demledim, güzel bir zeytin ezmeli tam buğday ekmeği, üzerine peynir- domates partisi yaptım. Kendime çıkma teklifi edebilirim, o derece zevk alıyorum bu vakitlerden.

Kitap okumayı planlıyordum ancak şöyle bir bloglara göz atayım önce derken ŞU BLOGU keşfetmek, tüm planlarımı değiştirdi. Bir kere yazım tarzının lezzeti bile tek başına okunmayı hak ediyor. Fakat burada kişinin kendine iç yolculuğu atmosferi ve anlamlı yaşam trick'lerinin iddiasız anlatımı, beni gömdü. Tüm akşamı buraya yatırdım ve kendimi 'açılmış' hissediyorum. Zinde bir his bu.

Nedenini nasıl açıklayabilirim bilemiyorum. Elbette, bloğun iki yazarının da şahane kalemlerinin olması ya da çok şiddetli farkındalık düzeyinde olmaları olayın öznesi olsa da, benim heyecanım başka sebepten. Şöyle anlatayım:

Son günlerde o kadar güzel şeyler biriktirdim ki içimde, zihnimde. Müthiş çıkarımlar ve aydınlanmalar yaşadım. Kendimi bu kadar kararlı, cesur, özgüvenli hissettiğim bir dönemim daha olmamıştı. Güzel adımlar attım, karşılıklar aldım. Hani tam altını çizdiğim satırlarındayım hayatımın, öyle açıklasam iyi olur.

Fakat gel gör ki bu bir şeyi çözmüyor. Aksine karmaşıklaştırıyor. Karmaşık. Doğru ifade oldu bak bu. Belki ne yapmaman gerektiğini biliyorsun, artık kim olmadığını ve neyi istemediğini çözmüşsün, nihayet kendine dürüst olmuşsun. Ama bu sefer de yapmak istediğin, sıraya koyduğun, sana iyi geleceğinden emin olduğun eylemler arasında seçim yaparken (organize ederken) günün-haftan-ayın, kısacası hayatın karman çorman oluyor. Zevk alayım derken yoruluyorsun, fayda bulayım derken zorlanıyorsun, kazanç sağlayım derken başka şeyden zarar ediyorsun.

Tatile ihtiyacın var, nihayet harika bir program yapıyorsun, tüm hazırlıklar tamam ve yola çıkıyorsun diye düşün. İçindeki o harika heyecan. Ve ilk gün, mükemmel olmasına odaklandığın o gün, kararsızlıklar, rehberin yanlış yönlendirmeleri, herkes burada çok eğlenmiş ben de eğlenmeliyim zorlanmaları, yavaşlamak için geldiğin yerde hiçbir şeyi kaçırmamak uğruna hızlı ve derinliksiz plan yapman, nasılsa beleş diye açık büfede tıkınmanın bokunu çıkarman, seni tatilin sonunda dinlendireceğine sadece 'yorgun' hissettiriyor. İşte bu tam doğru bir örnek oldu.

Bu sebeple bazen bir durup anlamak gerekiyor. Ya hacı ben iyi bir yoldayım, doğru yerdeyim, sorun ne, neden hep yorgun ve telaşlıyım? İşte ben de bu akşam diplerine daldığım bu iki kadın yazardan olay bir buluşla çıkıverdim.

Abiii, benim kafamdaki yapılacaklar listesi, 'yapamadıklarım ama mutlaka yapmam gerekenler' listesine dönüştükçe kendimi ökkeş gibi hissediyorum? Ne tamamladığım şeylerden keyif alıyorum ne de sıradaki iş için beklediğim gibi şevk duyuyorum. Hep bi otobüsü kaçırıyormuşum duygusu. Fakat böyle olmaması gerekirdi, isteyerek ve planlayarak başlamıştım, ayrıca benim için bu işi tamamlamanın değeri çok büyüktü.

Yapılamayan işler çoğaldıkça, yapılan işlerin böğrümde beklediğim o gevşeme duygusunu salacağına, beni 'yeterli değilsin dostum, olmadı tam' çimdiklemesiyle rahatsız ettiğini şimdi anlıyorum.

Peki anladım da noldu? Söyliyim. Şuan içimde Mevlanalar dans ediyor. Aybolcak ama sessiz ama derin bir gaz çıkarma eylemine çok benziyor bu rahatlama. Yapılmayanlar listemde beni kırbaçlayan fakat bu akşam itibariyle s.ktir ettiğim görevlerden biri:
-Okunmayı bekleyen dergiler, üzerlerinde katmanla toz yapmış haldeler ve yarın elden çıkarılmak üzere bu evi terk ediyorlar (olay bir rahatlama)

Bunun gibi minik minik bir sürü maddeyle, insan beyninin ne hale gelebileceğini düşünün. Bu maddelerden vazgeçmek tembellik sayılmıyor. Aklın yükünü hafifletmesi ve kendini darağacından kurtarıvermesi oluyor. Bu liste genişletilebilir; Belki veremediğin o 3 kilo senin ideal formundur, kendini zorlamak sadece vakit kaybıdır. Ya da her gün düzenli yoga yapmak tarzın değildir, belki sen bisiklet insanısın, senin hareketin de budur.

Gelin kendimize kıymayak. Yarından itibaren yapılmayanlar çuvalını bir caminin önüne bırakıp kaçak. Gerçekten yapılabilirliği olanlarla kıymetli günlere uyanak.

O zaman sıradaki arşiv yazısı sana gelsin. Sade Yaşamak'tan geliyor:

'Peki Siz Hep Böyle mi Yaşıyorsunuz?'

gurban olduğumun kelimesi: 'boş'


12 Temmuz 2017 Çarşamba

Uykudan Önce Son Çıkış


Tutamıyorum zamanı. Vesikalık fotoğrafım giderek benden uzaklaşıyor. Evrenin kara dehlizlerine doğru çekiliyor... onu...yitiriyorum.



Kıbrıs'ta 2011 senesinde çektirmiştim bunu. Daha demin ya.  Ayboluyor, kaç yıl öncesinin fotoğrafı? Doğumdan önce, ulan? Düşün ev çocuğu daha yok. O günden beri, her yerde kullandığım tek fotoğrafım bu oldu. Özgeçmiş, üyelikler, başvurular vs. Fotoğraf ver diyince, hemen aynı klasörde aynı yerde yıllardır değişmeyen yerinden alıp 'al fotoğraf' diye gönderiyorum. Logom gibi bir şey oldu. Since 2011 eklemeliyim altına. Çünkü birkaç seneye fotoğraftaki gencin, ben olduğunu ispatlamam için yerimden doğrulcam gibi.

60 yaşında teyzeler ya da amcalar gencecik hallerini profil fotoğrafı yapar ya. -Pardon siz kimsiniz? -Benim be ya Şengül Teyzen. Başını TC yaptım, ondan mı tanımadın gız?

***
Ebeveynlere hitaben yazılmış psikolojik (ve bence gerilimli) kitaplar okurken, aklıma gelen neden çocuğum ve kendi ilişkim olmuyor? Sürekli kitapta bahsedilen çocuk ben, ebeveyni de annemmiş gibi canlandırıyorum zihnimde. Okuduğum şeylere sinirlenip kendimdeki dangozlukları, anneme bağlayacak bir sebep mutlaka buluyorum.

Kendimde güncellemek istediğim bazı saçma şeyler:

  •  Okuduğum anne-çocuk gerçekleriyle ilgili karamsar tablolarda hemen kendimi de o örnekten sayıyor olmam.
  • Anneme ağır faturalar çıkarmam.
  • Şimdiki olumsuz özelliklerimi hep anneme bağlamam.
  • Artık yetişkinlikten, ihtiyarlığa doğru yol alıyorum ama hala davranışlarımın sorumluluğunu üstlenmemem.
***

Galiba 'herkes bana yazıyooğ yaağğ' hastalığı bana bulaştı. Ya da herkes bana yazıyo. Abi, 20'lerde bile görmediğim ilgiyi son birkaç aydır tüm esnaflardan görüyorum. Bütün amcalar, dişi olmayan nur yüzlü dedeler filan beni kesiyor. Dün bir tanesi, 'sizi bankadan tanıyorum galiba' diye yolda beni durdurdu. 'Hayır sanmam' dedim. 'Orada çalışıyor gibisiniz' dedi dedem. Bir de siz diyor, ve yaşıtız gibi vurguluyor. Özellikle ev çocuğuyla çıktığım zamanlarda daha çok başıma geliyor. Bir de aşırı bakımsız, salak bir haldeysem. Bence bu yeni bir evre. Yani o yaş grubunun kendine uygun gördüğü bir skaladayım artık. Çocuklu orta yaşlı hanfendiiiii, askılı bluzz, yolda tekk, yanında bey yok, vışşş...

Ev erkeğine anlattım, yazık, o kadar iyi niyetli ki, hımm MILF görmüşlerdir seni dedi. Hayır dedim bak bu öyle değil. Bu aşırı varoş bi hareket, böyle tam 'evim var, ineğim var, evlenek' tadında flörte giden bişi dedim. Hımm dedi, sustu.

Amcaların gözünden orta yaş gadını fantezisi


***

Ne kadar organik beslersem besliyim, hindistancevizi sütleri için bankalardan kredi de çeksem, makarnanın en seçkinini bile haşlasam; bir çocuğun ağız tadı Ökkeş ise yapılabilecek bir şey yok efendiler. Dikkat ettim avokado filan yerken yüz burkmuyor ama boş ekmek yeme fırsatı geldi mi zevkten tam bir hanzoya bağlıyor. O ne iştah? Sanki üzerine cigarasını yakacak. Ruhu bu bence. Genlerden aktarım. Boş ekmeği ağzımızda döndürmeye hepimiz aşığız. Bugün parkta boş ekmek dağıttı kadının biri çocuklara (ne iş?) Bu çocuklar da afedersiniz çok ayıp ama aç köpekler gibi kapıştılar ekmeği. Kan döküldü, can verildi o itişmede. Ben arkada 'yok ekmek yemeyelim biz, şimdi öğle yemeğimizi yiycez, hem zaten kabızsın sen bu ara' derken harika bir playback sanatçısı gibi ağzımı oynatmamla kaldım. O kadın kimdi, çocuklara ekmek dağıtmak neyin akımıydı, bu çocuklar bir ekmek için nasıl bu kadar tehlikeli olabildi? Bu sorular havada kaldı.

Çok uykum geldi. Hiç kahve içmedim, hep çay.
İyi uykular evladım.



3 Temmuz 2017 Pazartesi

Kakası Bile Kokmayan Bebeğinizin Hıyar Gibi Büyüdüğünü Anladığınız Anlar


1- Beraber dışarıda lahmacun yediğiniz anlardır. Eskiden sizin porsiyonunuzun ucundan yiyip, göbeği davul gibi şişen o bebe, tek başına koca lahmacunu yanında sürahi boy ayranla gömüyor. Minik ağıza itiştiriverdiğiniz lahmacun parçacıklarına noldu? Yanınızda sizden farksız şekilde ağız dolusu ısıran çocuğunuza 'bak ağzını kapatarak ye, şapırdatma oğlum, bak benim gibi yap' filan der olmuşsunuz. Yoksa lahmacundan sonra ıslak mendille ellerini silmeye hala istekli misiniz?

2- Kamusal alanda, parkta, hastanede ya da markette ilgi odağı olmaktan çıktıysanız, yanınızda bir bebek olmadığı için olabilir. Toplum çocuklara çok ilgi duymaz. Ama bebekler başkadır. Onlar mıknatıs gibi, gülümsemeleri ve coşkulu iltifatları çekerler. Dünyanın en önemli canlısıymış gibi herkes etrafını çevreler. Peki, çocuklar? Onları bir spam gibi görenlerin sayısı az değildir. Eğer yanınızdaki miniğinize, eğilip iltifat edenler, size ya da babasına benzediğini söyleyenler, omzunuza dokunup 'en iyi günleri gıymetini bil' diyenler azaldıysa, minik bir civciv gibi gördüğünüz bebenizi bir daha inceleyin. Bilinçli bir şekilde burnundan çıkanları masanın altına yapıştıracak kadar büyümüş olabilir.
toplumun gözünden 3-4 yaşa bakış...


3- Bebeğim diye bağrınıza bastığınız canlının kakası, amcanızınki gibi kokmaya başladıysa, lütfen durumu sorgulayın. Belki minicik savunmasız sandığınız civcivinizin size göre pembiş tonlarda yaptığı kakalar, kol gibi bırakılan cinslere evrilmiştir. Lütfen zart zurt osuran çocuğunuza artık 'oy pırt mı yaptın, yoksa kakiş mi var' demeden önce bunları bir düşünün. Çünkü pırtın etki alanıyla basbaya osuruğun etki alanı oldukça farklı. Belki civciviniz büyümüş olabilir. Emin olmadan tezahürat konusunu tekrar düşünün.
bunun nesi pırt abi


4- O gün dışarıya çıkarken hiçbir şey yemediğini düşündüğünüz çocuğunuzun ağzına elma dilimi, ceviz kırığı, sandviç kenarı filan sokuşturduğunuzu görenlerin kınayıcı bakışlarını fark ettiğiniz andır. Daha geçenlerde parkta kumu karıştırırken muzundan ısırdığını görenler, annesi olarak sizden adeta imza almak isterken, şimdi itici ve 'çocuğu beceriksiz yetiştiren anne' konumundasınızdır sanki. Büyüdü çocuğunuz evladım.
bebesi küçük olan anne starlığı


5- Duş anları, bir bebeğin nasıl da bebek olduğunu gördüğünüz o sevimli anlar, tam tersi çocuğunuzun nasıl da artık bebek olmadığını kanıtlayan, önemli anlardan biridir. Bunu açıklamak zor. Ama galiba vücut oranıyla ilgili. Kendi sırtına kese atabilecek kadar gelişen 3,5 yaş bebenizin banyosuna ördek oyuncaklarını atma konusuyla yüzleşme vakti! Ayrıca sırf çişini kaçırmadan banyosunu yaptı diye alkışlama zamanı da maalesef geçen sezonun konusuydu.
siz farkında olmadan bebeniz..


6- Hazır çiş demişken, lütfen kaka ve çişini doğru anlarda koşup yapan evladınıza ıslık çalmanın ne kadar saçma olduğuna bir kez daha bakın. Açıkçası kendisini dışarı çıkmadan önce çişini yaptı diye ödüllendirme alışkanlığınızı lise sona kadar sürdürecek gibisiniz. Kendi poposundan pipisinden sorumlu olan oğlunuzu hafife almayın.
rüşvetin hazzı..


7- Nasılsa bir şey anlamıyordur diye yanında konuştuğunuz her şeyi size geri dönüp soruyorsa, artık lütfen kendinize çeki düzen verin. Hem anlıyor hem dilbilgisini inceliyor hem de cümle içinde kullanarak, kendi arşivine stokluyor. Bunu hep yapıyordu ama şimdi basbaya hemen oracıkta uygulamasını yapıyor. Gıybetse gıybet, şikayetse şikayet, şiirse şiir; tüm temalarda sizden aldıklarını o hafta size geri verecek. Sonra da 'aa ne akıllı çocuk nerden biliyor bu lafları hahayt' diyerek kendinizi kandırma tuzağına düşebilirsiniz. Armut hem dibine düşer hem anasını babasını retweet eder, repost eder. Unutmayın.

an be an duyduğunu kaydeden çocuğun yavaş çekimi

Yukarıdaki maddeler 'siz' hitabıyla son kullanıcıya yazıldı gibi dursa da, bizzat kendi şahsıma uyarı niteliğinde yazılmıştır. Metinde herhangi bir bilirkişi unsuru yoktur. Tamamen true story, my story.




Kreş Öncesi Silahlanmak

Günlük not düşmelerimin sonuna geldim bence. Bundan gayrı ara ara uğrarım bu topraklara, ey halagızları. Pazartesi, iş dolayısıyla ke...