16 Ocak 2018 Salı

Yine yağmurlu...




50 kilo olmuşum... Çüş! Eskiden olsa yüzüm çökük olurdu, şimdi normal görünüyorum. Bence nedeni sıfır abur cubur yiyor olmam. Gerçi yine de sevmem bu kadar zayıflığı. Zayıf kadın bana histerikliği hatırlatıyor. Ben dombulluk severim. Belli bir sıkılıkta. Yine de glütensiz yaşamın verdikleri aldıklarından fazla. Ev erkeği çok beğeniyor evin içinde dolaşan süzülmüş kadın. 'Ay sana ne yakıştı bu süzülmeler'.. Ben de utanıyorum; 'ay sahi miii'.. Beyimgilden iltifat duyunca utanırım, huy. Bünyem iltifattan çok geyiğe alışkın evin içinde. Bu benim ortaokul kilom. Şimdi beni gören bütün yetişkinler yas tutacaklar. Ayhh çok zayıfladın, yapma bu kadar filan diyecekler. Abi, ben bişey yapmadım. Sadece ekmekle makarna yemiyorum, olan bu. Diğer her şeyden çok çok yiyorum. Yine de 52 kilo iyidir ya. Dönmeli o kiloya.

Orta okul dedim de.. Dolores, yani şu cranberries hatunu da aramızdan ayrılmış. Nedeni ne, bilen var mı? İlk aşklı İngilizce şarkı sözlerini ezberlediğim naif grup. Ne piç ettiydim senin şarkılarını be! Neden ölür ki bi insan 46 yaşında? Genç yaş ölümleri duyunca, huzursuzlanıyorum. Beni rahatsız ediyor. Hele işin içinde intihar varsa, iyice huylanıyorum. Kaçırdığımız bişey mi var? Bildiği bişey mi var? Şş alo! Nereye gidiyorsunuz böyle şevkle? Teoride intihar bana çok mantıklı geliyor. Mesela Stefan Zweig, almış hatununu yanına, beraber mutsuz oldukları bu dünyadan elele ayrılmışlar. Çünkü o dönemler kepaze Hitler dönemi. Avrupa ve içinde yaşayanlar bilmiyorlar ama hepsi tükenmişlik sendromunda.. Demiş ki, bizi neşelendirecek bir şey kalmadı, hadi vedalaşalım dünyayla. Bence çok karakterli bir davranış. Hayatta uğruna intihar edecek kadar ciddiye aldığım hiçbir şey yok. O yüzden ben ecelimle ölmeyi beklemeyi tercih ediyorum.

Annem kendisini bildim bileli Michael Jackson hastası. Bizim evde Michael Jackson albümleri marş gibi ezbere bilinir. Bi baktım ne alakaysa ev çocuğu, sohbet aralarında kapmış olacak ki- benden 'maykıl ceysın' çalmamı istiyor. Black or White ile giriş yaptık. Klibi de ilgisini çekti. Hafif dozlarla vermeyi düşünüyorum Michael'dan ona... Yoksa evde biz dinlerken öğrendiği çok fıstık müzikler zaten var. Ama maykıl bir genetik aktarım, o bir aile mirası... Anlıyor musun?

Rüyamda Japon Kedi'yi gördüm. Bana her gün yastık kılıfını mutlaka değiştirdiğini söylüyordu. Ben de bozuldum. Umarım benim her gün değiştirmediğimi anlamaz dedim içimden. Benden tiksineceğini düşündüm. Dün Joe, Öğrenen Anne, GeCe, Mızmız, Bu Nasıl Gebe, Ayşe'nin Kozası, She is the Man'in güncellenmiş yazılarını görünce, işimi de henüz bitirmişken, yanına yeşil çayla okuyuverdim hepsini. Blog işinin çok yavşakça bir keyfi var. Ama şartlı keyif. İşin gücün varken, başına oturunca pek haz vermiyor. Her işin bitmiş olacak. Böyle salına salına sinsice okuyacaksın.

Yazmak için de kaşıntıya ihtiyacın var. Bu aralar bende hiç olmayan. Yazmaktan çok okumak-dinlemek için istek duyduğum günlerdeyim. Belki bir süre uzaktan sizi izlerim sayın blog. Belki de yarınlar yokmuş gibi yazarım yeniden.

Ben çalışayım biraz. Çay da bitti.

10 Ocak 2018 Çarşamba

Olmuyor...olmuyor.


Ay evde biriyle küs olmak ne yorucu. İçeride sürekli koyu bir sessizlik. Hava da soğuk zaten. Ev çocuu bu aralar çok halsiz, hiç cıvıldamıyor eskisi gibi. Kısacası evin içinde mutsuzluk var. Ev bu haliyle aynı annem ve babamın geçmişteki evine benziyor. Hep suskunlardı ve evde hiçbir şeyin tadı olmazdı. Onun gibi.

Bu hayata geliş amacım sürekli yalakalık yapmak. Annem küser, yalakalık yaparım. Kocam beni uyuz eder, konuşmam ama gidip yalakalık yapmasam haftalarca dürtmez bile beni. İkisi de özür dilemeyi bilmez, ne annem ne gocam. Biri de düşünsün benim için, 'bak seni anladım aslında, gel biraz konuşalım' desin... Bakalım ev çocuu nasıl olacak.

Bir kez yılbaşı olacaktı. Ben o zamanlar ortaokul başlarındayım. Annemle babam yine konuşmuyor. Evde hiçbir hazırlık yapılmamış. Yine ev soğuk. Ben bir bozuldum bu duruma, anlatamam. Hayatımın hayal kırıklığı... Birbirlerine küsmekten ciddi ciddi hazırlık yapmamışlar. Bi tavuk haşlamamışlar. Eve meyve bile almamışlar. Tabi ki derdim yemekten ziyade pasta filan... Ama hiçbiri yok, normal akşam yemeği bile. O anda beni de fark etmiyolar pek. Dedim napsam.. Yapacak bir şey yok Kahve, son kozunu kullan, diyip, delirmiş gibi bi hareketler yaptım evde. Böyle evin içinde koşarak ağlıyorum filan.. Yere bağdaş kurup aşırı acı çeker gibi sesler çıkarıyorum. Hatta inandırıcı olsun diye kapımı duvarlara çarpar gibi yapıyorum. Üzüntümden o kadar delirmişim ki havası vermeye çalışıyorum. Bir yandan da 'sizden nefret ediyorum, iğrençsiniz' diye böğürüyorum... Şimdi öküz gibi gülüyorum o anımı düşününce ama harbi üzülmüştüm. Tepkim fazla aklını yitirmiş gibi olsun diye çabalamıştım. Sonra annem yılbaşı için bi'şeyler pişirmeye kalkmıştı. Bizim evde böyle güzel anlar hep zorlamaydı işte. Ben çok istediğim için kutlama olurdu, ailecek bir şeyler yapılırdı.

Annemle babam nadiren mutlu olurlardı. Balkona sofra kurar, bira-sigara, sohbet ederlerdi. Beni yatırdıktan sonra... Onların odama gelen sesleriyle yüzümde gülümseme, içimde huzur uykuya dalardım.

Haklıyım konuşmamakta. Ama ev nasıl ruhsuz geliyor... Sevmiyorum küslüğü. Gelip de kolayca barışmak isteyen biriyle evlenmemişim ki..

Oyf!



9 Ocak 2018 Salı

Bi çay molasında..


Allaam bazen kreşin önünde ebeveyn repliklerinden sıtkım sıyrılıyo. Bu sabah yine anane/babaanne, birinden biri, veledini bırakırken, öğretmenlere doğru seslendi:

'Okul koksun çocuum sıcacık..okul..'

Artık içeriden ne cevap verdiler bilmiyorum. Devamını takip etmedim, utandım kadının lafından. Bizimkinin sınıfından ebeveynlere denk gelmiştim bir kez. Öyleymiş yani, sonradan fark ettim. Ben 'hadi ev çocuu giy kendin ayakkabılarını' diyince, 'aa ev çocuu mu, görebilir miyiz yüzünü bi?' diyen olmuştu içlerinde. Heralde oğlu ya da kızı evde bahsediyor, merak etti. Ev çocuu da dönüp domuz gibi bakmıştı suratlarına. Meraklarından durup incelemek isteyen ebeveynler... tv karşısında beliren o arsız merak gibi. O şekilde inceledilerdi çocuu. 'Hımmm hömm hammm... demek öyle.. onun da saçları dağınık... evet gözünde şişlik var...hımm'

Not verir gibi.

Bazen bu küçük çocuk ebeveynleri harbi naptığını bilmiyor. Neyse olsun, benim saçmalıklarımla yarışamazlar asgjdhjd.

Başak hasta olunca girdiğimiz tripleri yazmış. Bizim de şu var. Aile geleneğimizdir. Biz hasta olunca oturur günde 50 kez 'acaba nerden bulaşmış olabilir' diye düşünür dururuz. Acaba nasıl... markette mi oldu ki? İlk bana mı bulaştı sana mı? Kaç gündür kuluçkadaydı? Hatırla bakayım otobüste biri hapşırmış mıydı? Ben kimlere bulaştırdım? Geçen hafta komple ailecek ev yoğun bakımındaydık. Yüksek ve geçmeyen ateş, ayağa kaldırmayan kas-eklem ağrıları, çivili baş ağrısı, öksürük. Yani domuz gribigillerden biriymiş. Ağır bir grip. Annem bütün hafta nerden bulaştığını merak etti durdu. Bir sabah ev çocuunun başında 'nerden geldi bu başımıza' diye diz çöküyordu. Kovdum kadını odadan, 'ay anne saçmalama allaşkına çocuun yanında acıklı acıklı, hadi sen git işine bak' diye azar eyledim.

Annemin felaket olmuş duruşundan nefret ediyorum. Hepimiz hastayız ve öldürücü grip değil, bu. Her gün daha iyi olacağız. Neden bu ekşi surat kadın? Ellerime dokundu bir kez hatta, soğuktu ellerim. 'Yoksa hastalığın geriliyor mu' diye bi panik yapışı var. Arkasından bir de 'ne yesek' diye düşünüyorduk, bizimki yine biçare, perişan yüz ifadesiyle 'evde bişey de yok, ne yesek, hiçbir şey de kalmamış, ne yapsak ki' diyip duruyor. O kadar sıkıldım, bunaldım ki onun bu enerjisinden. Kalktım mutfağa girdim, şipşak bişiler pişirip eğlenceli tabaklar hazırladım. Gerçi pok gibi olmuş ama olsun nabayım. Evdeki malzemelerden bir şeyler çıkardım, amaç ilaç içmek ne de olsa. Şu kadının bu kolayca ümitsizleşebilmesinden çok sıkılıyorum.

Doğum yaptığımda bize geldiydi. Ay kadın bulamıyor ne pişiriceğini bi türlü. Sürekli yüzünde çaresiz bi ifade. Baktım sabah akşam pekmez-ekmek yiyip duruyorum ve hep açım. Dedim, dikişli mikişli de olsa yemek işi bende. Yemek mühim ya. Ev orta halli temiz olsun, tuvalet-banyo-mutfak hijyenik olsun ve ocakta mutlaka bi tencere yemeği olsun.

Neyse yine de sağolsun bize baktı kadıncağız. Kendi de az hasta oldu bunun uğruna hatta.

Ev erkeği ile konuşmuyorum, kavgalıyım. Bunu sonra anlatayım. Ama ilk kez yavşaklık yapıp, bir an evvel barışmak için heves etmiycem. Sonuna kadar gidicem bakalım. Kendi gelip, çözülecek mi. Açıklayacak mı bana davranışını? Görücez.

Ev çocuğum eskisi gibi enerjik olsun, içim rahatlasın istiyorum.

Şimdi çalışmam lazım.
Çay?

Aldığm grip ilaçlarını temsilen...

27 Aralık 2017 Çarşamba

Son bi Çarşamba?


Çocuum hasta. O hastayken normal yaşama adapte olmak, uçak türbülansını sallamadan yanındaki yolcuyla kibar konuşmalar yapabilmeye benziyor.

Olmuyo yani, abi. Uykusunda öksüren, ateşlenen çocuk söz konusuysa kendimi bir iki telkin edip şöyle bi rahat oturmak saniyeler sürüyor. Sonra yine tilki gibi tepesine dikiliyorum, nasıl diye kontrol ediyorum. Öksüren çocuğa napabilicem teoride değil mi? Zencefilli karışım içir, odasına soğan koy, kara turp-bal, havayı nemle... Tamam, bunların dışında her öksürük sesine doğru odaklanmış şekilde yürümemin herhangi bir mantıklı açıklaması olamaz. Ateş için yapabileceklerim de bir elin parmaklarını geçmez. Ateştir yani neticede. Düşürmek için birkaç numara var, ana olarak onları yapıverirsin. Hipnotize olmuş gibi, çakılmazsın yatağın baş ucuna. 

'yanıyo çocuk' duruşu

 Ev çocuğu uyanıkken pek sallamıyorum. Çünkü çocuklar uyanık oldukları her bir saniyeyi, şiddetli şekilde oyun oynayarak mutlaka coşkuyla kullandıkları için, haklarında evhamlanacak bir malzemen olmuyor. Çocuğun pozitif enerjisi, evdeki yetişkinleri sakinleştiriyor çoğşükür. Bazen sırf bu yüzden ev çocuğunun hastayken geceleri uykudan uyanması, kurtuluşum oluyor. Gözünü açar açmaz, hemen oracıkta oyun ihtimallerini değerlendiriyor. Ben de hemen güç bulup, götü kalkık ebeveyn otoritesini geri kazanıp, geri uykuya döndürüyorum evladımı. Uykusundayken neden bu kadar tırsaklaşıyorum, analığın bu kısımlarını daha henüz anlayamadım. Sanki uyku uzun ince bir yol, git git gidiyor da en ilerisine gidince, gözden kayboluyor. Oralarda olası hastalık hallerine ben yetişemeyeceğim, müdahale edemeyeceğim ve işler sarpa saracak. Bu yüzden mesela, sıpanın hasta olduğu gecelerde asla evde bira içiliyorsa, katılmam. Yine aynı his. Sanki işler sarpa saracak ve ben yetişemiycem. Galba ikinci veledi düşünmeyenlerin çoğu bundan düşünmüyor. Birinciyi fazlaca düşünmekten ahgashgd : D

Gluten ve şekersiz beslenmede ayı bitiriyorum. Ay böyle diyince çok instagram kızı seçimi gibi duruyor. Sanki seçkin bir derneğin üyeleriymişiz gibi. Halbuki her şey kaka yapma sıkıntımla başlamıştı. Kakalarla başım dertteydi. Ve bir insanın başının dertte olmasını isteyeceği en son şey kakaları yani bağırsaklarıdır. Bunu belledim. Tüm o sıkıntılarım bir çırpıda bitti, sihirli değnek değmiş gibi. Ne desem ki bu konuda? Yani ne desem, çok modern şehirli ve anksiyeteli kadın gibi duracak. Halbuki konumuz sadece dötoş mevzular. Ama öz mevzular. Bakın glütensiz beslenmek altında pembe tayt, elinde yarımşar kiloluk ağırlıklar ve avokadolarla fotoğraf çektiren kadın görüntüsünü çağrıştırıyor, biliyorum. Halbuki işin gerçeği çok başka sevgili sayın blog. Şimdi örneğin, bugün annem-ben ve ev çocuğu, İzmir'de glütensiz-şekersiz ürünler satan çok tatlış bir cafe'ye gittik. Bayılana kadar yedik ve harbi bayıldık o tatlara... Fiyatlar da uygundu. Ancak şurası tam oturmuyordu. Mekan bize bir yaşam tarzından bahsediyordu. Sessiz bir seçicilik içindeydi. Orda takılan kişiler, çalan müzikler, dekorasyon... Halbuki konumuz rahat kaka yapmaktı hani ?
o arkada duran şekersiz-glütensiz brownie <3

şekersiz-glütensiz LEZİZ muffin, kurabiye ve velet kolu

Kısacası glütenle ilgili ciddi bir sorunum var. Net bir tercih de yapmış bulunuyorum. Hayatıma onsuz devam ediyorum. Fakat çok uygulanabilir görünmüyor. Şimdilik instagram gızlığı manzarasında duruyor... Yani sosyalleşirken tabi. Kendi evimde hiç sorun değil. Ocak'ta oğlumla birkaç ziyaret yapacağız. Yakınlarımın evlerinde kalacağız. Eminim yeni beslenme tarzım yüzünden, çok uzun açıklamalar yapmak zorunda kalacağım. Konumuz kaka, ordan uzaklaşmayalım derim. Bu konu biz insanlar için trend olamayacak kadar totomuzla ilgili yanisi. Bir eczacı adamla dertleşmiştik geçen ay. Yıllardır bağırsak sorunu varmış. İlaçlara bel bağlamış. Adam nasıl çaresiz ama... Ben de o sırada probiyotiklerimi alıyordum ondan. Bugün, yani haftalar sonra- ev çocuuna diş macunu almak için özellikle onun mekana gittim. Heyecanla kendisine anlattım. Dedim glüteni kestim.. kefirleri içtim..  şikayetlerim bitti, kurtuldum.. süper geldi, über oldu, doğal beslenme, mırı mırı, vırı vırı.

Baktım adama beni dinlemiyor, biliyor musun? Ona nasıl saçma geldiyse. Anksiyeteli kadın sohbeti gibi geldi bence ajsgdsjg :D Kendimce adama müthiş bir sır açıklıyordum. Onun hayatını kurtaracak formülü heyecanla ve dikkatle ona ulaştırmıştım. Adam 'hı, hı doğrudur' çekti bana ya.

Gluten hakkında okuduysan, aslında konunun kakadan başlayarak daha nelerle ilgili olabileceğini biliyorsundur. Onlara da buralarda değincem elbette. Şimdilik fanatiklik yapmıyım diyorum sadece. Zamana yayıyorum. (Buraya geçmez denilen rosalar ve diğer neler neler gelecek)

Yarın yavrum iyi olursa ve okuluna giderse, ev erkeğinin yıl sonu izin gününü kullanıcaz. Gündüz sineması, dışarlarda takılmacılık filan yapıcaz. Cuma da ben böyük ev temizliği eylerim. Hafta sonu da ailecek yuvarlanmayla geçer. Ve Ocak ayının ilk günü olan Pazartesi itibariyle beni 3 haftalık yoğun bir evden çalışma süreci bekler.

Yılın son çarşambasından iyi uykular.




22 Aralık 2017 Cuma

Kime hediye gönderdiğine dikkat et!




Bu bebelerin en büyük fobisi, büyükler benden gizli bi pok yiyor mu şeklinde. Başları dönüyor valla bu korkudan. Bu sabah ev erkeği ile bizim kampüse gidip, hem doğru düzgün bir kefir mayası alacaktık hem de diş hastanesine uğrayacaktık. Haliyle, evdeki farklı hareketliliği hissedip, okula gitmeye yine taş koydu. Ho hoyyt. Artık deneyimli anayız, bu pislik çıkarmaların kokusunu hemen alıp, olası bir isyana fırsat vermeden, veledi okula postaladım. Akşam baş başayız, anne-oğul gecesi yapıyoruz diye de söz kestik. Mutlu mutlu ayrıldık.

Ay karı koca konu kefir mayası bile almak olsa, beraber hafta içi sabahı aylak aylak kampüse gitmek ne hoşmuş gız. Yağmur da vardı. İsyankar kefircinin 'diğer mayalar bi işe yaramıyo, en güzeli bizim mayalar, ama valla 5 tane getirebiliyoz, onu da sabahın 6'sında sıraya giren kapıyo' şeklinde tutkulu ve lüzumsuz açıklamasından sonra, 'hı hı doğrudur' diyerek devam ettik yağmurda yürümeye. Ne romantik... Hele ev erkeğine sıra no aldıktan sonra beraber koridorda bekleyişimiz. Ya röntgen sırası? Ya okul cafe'sinde içtiğimiz o çaylar... Şaka maka, ben en çok böyle anlarda aşk işlerini seviyorum. Bir görev için yollardasın, çocuksuzsun, sürpriz bekleme anları, çay - kahve içme zorunlulukları çıkmış, havadan sudan geyik muhabbetler, çok seviyorum. Fakat biz bugün baş başa bir yerlere gidelim deseydik, hiç tadı olmayacaktı, yavan gelecekti. Biliyorum.

Ay ben bu yağmurun yanaklarını cimciririm. Geçen sene İzmir'e uğramayan yağmur, bu sene hiç vazgeçmeden yağıyor. Yaşasın be!

Dün ev çocuğunun kreşte yılbaşı çekilişi yapıldı. Ne alsak- gündemimizde o var. Elbette okulun talebi, ekonomik harcamalar, kitap ya da yapboz. Aklıma yine şu olay geldi hemen. Yıllar evvelden böğrüme daş gibi oturan bir yılbaşı çekilişi hatırası... Çocuğumun babasıyla ortaokuldan arkadaşız. İki sene kadar bizim okuldaydı, hırslı ve uyuz (ama gizliden yakışıklı bulduğum) bir öğrenciydi gendisi. Ve çekilişte ben ona çıkmışım. Bana da M. diye bir erkek arkadaşımız çıkmıştı. Orta 1 filandık sanırım. Annemle çıkıp, özenerek çok datlı bulduğum bir hediye seçmiştik ona. Benim adımı kimin çektiğini hiç bilmiyorum tabi. Heyecanlıyım, beklentiliyim yahu!

Evet hediyeleri teslim etme günü geldi. Beni çeken bu arkadaş (ev erkeği), bana hediye almayı unutmuş ve sabah evden çıkarken kitaplıktaki eski püskü bir kitabı, üstelik yazarı Kemalettin Tuğcu olan- öylesine alıp bana hediye etmişti (annesinin yönlendirmesiyle) Eve geldiğimde çok üzgündüm. Annem zaten o yazarın kitaplarını bana okutmazdı. Sordu. Üzüldün mü dedi, evet dedim. Tam neye bozuldum bilmiyorum. Hediye almayı unutmasına mı, getirdiği kötü kitaba mı?


Bu olay aramızda flört başladığından beri (yaklaşık 14 sene sonra) daşşak konumuz oldu, afedersin. Ben yeterince Kemalettin Tuğcu espirisi yaptım kendisine. Fakat ilginç olan kısmı şu. Ev erkeği şimdi düşünüyor da, ailem ne kadar oralı değilmiş, aslında bu onların hatası, ben ne bileyim o yaşta diyor. Annemin kimseye hediye alıp verdiğini bilmem, kendisine hediye edilen şeyleri ona buna dağıtırdı diyor. Acaba o kadın yıllar evvel, gelecekteki gelinine hediye göndereceğini bilseydi, bir yerlerden birileri fısıldasaydı, bana ne gönderirdi, çok merak ediyorum ahsgjd. Çeyrek altın filan yollayabilirdi bizimki, onda o performans var bak skhakjfg. Ya da 'iyi gelin olmanın 10 altın yolu' gibi bir kitap... Yün yorgan da yollayabilir, şimdiden sakla bunu, diyebilirdi.

Yani burdan ne ders çıkıyor. Çocuğunuzun yılbaşı çekilişinde kime, ne hediye gönderdiğinizi iyi bilin! Ona göre jagjadg : ) Gerçi yapılan bir çalışma dünyada yaşayan çoğu insanın 14 yaşına gelene kadar evleneceği kişiyi çoktan tanıdığını söylüyormuş. Böyle bir istatistik yapılmış. Bana pek mantıklı gelmedi gerçi. Ne alaka hatta? Olsun.

Neyse, bugün dönüş yolunda aktara uğrayıp maya aldık. Yağmur pıtı pıtı devam ediyordu. Ev erkeği, apartmana yaklaşınca, şöyle dedi:

'Bu sene hepimiz birbirimize hediye alalım. Ben de artık öğreneyim şu işleri'

Olur, dedim. O da olur. Hı, hı doğrudur, dedim hatta.

kahve?

19 Aralık 2017 Salı

Öylesine...


Rüyamda yine aşırı politik değerler ve kavramlarla, akıl-üstü bir ortamdaydım. Tayyip'i izliyordum. Politik kısmı sadece bu. Rüyamda Tayyip ve dünyaca önemli konumu olan bir adam, milyonların önünde tartışıyorlardı. Adam, Tayyip'e kızgındı ama bunu işi gereği belli etmiyordu. Ona konuşma arasında 'memur' diyiverdi.

Tayyip kendisine memur denmesine bir kızdı, ama nasıl. O sırada gözümü ayırmadan her mimiğini, dikkatle izledim. Çok bozuldu. Kendini de tutamadı. 'İndirirler seni gülüm' dedi adama. Adam da herkesin önünde Tayyip'ten tehdit alınca, keyiflendi. Çok korktum. Eyvah, ortalığın mına goyicaklar şimdi dedim. Uyanmışım.

Sabah mutfak bir fabrika gibiydi. Akşamdan 1 kiloluk nohut ıslatılmış, yoğurt-kefir mayalanmış, 3 çeşit yemek hazırlanmış- dolaba yerleştirilmiş bekliyordu. O nohutları piştikten sonra paketlere ayırıp, buzluğa atınca, uzun süre nefis gidiyor. Salatalara, pilavlara.. Hemen kemikleri yıkadım, kemik suyunu hazırlamak için kolları sıvadım. Baktım elemanlar, uyanmıyor. Youtube'dan şarkı başlattım. Zar zor kalktı sıpa. Kalkmazsan babanla okula gidersin dediğim için hemen uyandı hhagshsag. Bu 4 yaş böyle galba. Her şeyini annesiyle yapmak istiyor. Halbuki babasıyla daha çok eğleniyor ama ben onun sevdiği gızım. Favorisiyim, hoşlandığıyım. 4 yaş olmak ne zor. Dün sırf 4 yaş olduğu için saatlerce zıpladı akşam ve yorulmak bilmeden oyun oynadı. Çünkü 4 yaş... Ev erkeğine öyle dedim. Ya bu yaşların görevleri ne ağır. Durmadan oynamak zorunda. Ev çocuu ona cidden acıdığımızı sandı bi an. Şaşkınlıkla bizi dinledi. Sonra güldüğümüzü görünce, vazgeçti şaşırmaktan.

Akşam yatmadan youtube'dan masal açtık. Uzandık ve hepimiz masal dinledik. Küçük bir çocuğun tam konsantre olup sadece dinleyerek masal takip etmesi hoşuma gitti. Resim yok, görüntü yok. Çünkü canım aşşşırı derecede radyo tiyatrosu ya da kitap çekiyordu. Velet buna imkan vermediği için, fantezimi masala çevirdim. Kış akşamları için hoş bir aktivite. Listeye girdi. Tek sorun, o defalarca daha dinlemek istiyor. Olsun.

Kemik suyum 4 saattir pişiyor. Biraz daha pişsin, kavanoza koyup evden çıkıcam. Bu sefer de 10 saatlere ulaşamadık. Nohutlar pişti. Arkadaşımda kahve içicem. Çıkmadan yemek de yerim. Lahana var. Aslında çalışmam lazım ama bugün daha fazla gitmiyor. Çıkmak istiyorum.

Mmm sarımsak tozu alsana. Çemen gibi yapıyorum salçanın içine- şahane ötesi oluyor. Sarımsak tozu, çemen tozu ve başka baharatlar- zeytinyağı. Yap bak bayılacaksın. Sabah şu menüm şahaneydi.


Bu yazıyı öylesine yazdım... Hiçbir şey anlatmadan bir şeyler anlatasım geldi. Herkese hiçbir şey anlatmadan bol bol sohbet edebileceği bir gün diliyorum.

Yine yağmurlu...

50 kilo olmuşum... Çüş! Eskiden olsa yüzüm çökük olurdu, şimdi normal görünüyorum. Bence nedeni sıfır abur cubur yiyor olmam. Gerçi y...